24 Aralık 2017 Pazar

''FINDIKKIRAN BALESİ'' 


                             


Ankara Devlet Opera ve Balesi'n de şu an sergilenmekte olan,gerek müzikleri ile bizleri alıp götüren, gerek danslarıyla büyülendiğimiz, dünyaca ünlü ''FINDIKKIRAN BALESİ'nden söz etmek istiyorum. 


Öncelikle bu eserde emeği geçen, başta DOB orkestrasına yıllardır hayat veren tüm değerli dostlarımıza, danslarıyla bizleri adeta uçuran, DOB bale topluluğuna ve tüm ekibe SONSUZ TEŞEKKÜRLER ediyoruz )) 


Eser, ‘'FINDIKKIRAN ve FARELER KRALI’' adındaki bir çocuk hikayesinden ilham alınarak yazılmış...



İlk sahnede, Stahlbaum ailesi evinde bir yılbaşı partisi vermektedir. Çocukları Clara ve Fritz ile büyük bir yılbaşı ağacının altında dostlarıyla eğlenirler. Bir anda gizemli Vaftiz Baba Drosselmeyer çocuklar için bir çuval dolusu oyuncakla ortaya çıkar. En güzel oyuncağı Clara’ya hediye eder. Bu bir Fındıkkıran’dır. Fritz Clara’yı kıskanır ve oyuncağı kırar ama Drosselmeyer onu tamir eder. Parti sona ermiştir. Herkes yatmaya gider ancak Clara, Fındıkkıran’a bir kez daha bakmak için ağacın altına gelir. Kollarında Fındıkkıranla beraber uyuya kalır. 



Gece yarısı yaklaşırken, garip şeyler olmaya başlar. Clara, fare sesleri duyarak uyanır. Oda, bir fare ordusuyla dolmuştur.Başlarında da Fareler Kralı vardır. Clara kaçmaya çalışır, dev fareler yolunu keser. Fakat aynı zamanda odadaki oyuncaklar da canlanmıştır. 



Fındıkkıran’ın komutasında kurşun askerler ile Fareler Kralı’nın ordusu savaşır. Fareler Kralı galip gelmektedir ki, Clara ayakkabısını Fareler Kralı’nın başına atarak onu öldürür ve komutanlarının öldüğünü gören diğer fareler odayı terkeder. 



Savaşı kazanan Fındıkkıran, Clara’ya ayakkabısını geri getirir ve bir prense dönüşür. Beraber başka diyarlara yolculuk etmeye başlarlar, yaptıkları savaştan bahsederler. En sonunda ise, Clara rüyadan uyanır ve kendisini Fındıkkıran’a sarılmış bir şekilde yılbaşı ağacının altında bulur.



Bu bale ilk olarak,1892 yılında St.Petersburg'ta bulunan, Marinski tiyatrosunda sergilenmiş. Ayrıca, ''PİYOTR İLYİÇ ÇAYKOVSKİ'nin'' son bale eseri olması da, ayrı bir önem taşımaktadır.



Hem büyüklerin, hem küçüklerin, zevkle izleyebileceği bu MUHTEŞEM eseri,özellikle görmenizi tavsiye ediyorum )) Şimdiden Herkese İYİ SEYİRLER diliyorum...)) 




SEVTAP KÜRKÇÜOĞLU
*****
(5846 sayılı FSEK tarafından saklıdır)

5 Aralık 2017 Salı

                            

                             TARİH YALAN SÖYLEMEZ 



''Geçmişini bilmeyen, gelecek hakkında hüküm veremez'' Bu güzel ve doğru sözden yola çıkarak, geçmişimizle ilgili ufak bir araştırma yaptım. İnanın bana, hem duygulandım, hem gururlandım, hem de üzüldüm ! Çünkü nerelerden nerelere gelmişiz. Ne demek istediğimi, yazımı okuyunca daha iyi anlayacaksınız...

*
Tarihte ilk defa, 552 yılında TÜRK adıyla kurulan tek devlet,GÖKTÜRK Devleti'dir. Orhun Anıtlarını dikerek, Türk tarihi ve Türk edebiyatının ilk yazılı kaynaklarını oluşturmuşlardır.Milliyetçilik ve vatan duygusu, Fransız ihtilalinden 1000 yıl önce Göktürkler döneminde, en yüksek seviyede yaşanmıştır.Asya Hun Devleti'nden sonra, Türkleri tarihte ikinci defa, TEK BAYRAK altında toplamayı başarmışlardır.
*
Gök tanrı’ya inanan ŞAMAN Türkler, Tengri'nin yani TANRI'nın tek ve yegâne olduğunu kabul etmişlerdir. Onunla rekabet eden ya da alternatifi olabilecek başka bir TANRI yoktur. O tektir, doğumsuz ve ölümsüzdür. Bu bakımdan Türklerin tanrı inancı, tarih öncesi dönemlerdeki inanç sistemleri içerisinde, benzersiz ve eşsizdir.Zira Türklerin dışında hiçbir medeniyet, Hak Dinlerin dışında, tek Tanrılı bir inanca sahip olmamıştır. Mısır tanrı olarak firavunlarını görüyor, Roma ve Batı birbirleriyle mücadele eden, doğan ve ölen tabiat tanrılarına inanıyor, Araplar, Çinliler ve Hintler tabiat güçlerine ve putlara inanıyorlardı. Türkler ise, Tanrının tekliğinden ve rakipsizliğinden hiçbir dönemde ödün vermemiş, onu somutlaştırmamış, hatta simgesel bile olsa resmini çizmemiştir. Bununla birlikte Bozkır kanunları olarak gördüğümüz, Töre/Türe geleneğinde Tengri’nin resmini çizmek, büyük bir suç olmuştur.
*
Türkler, Tengri’nin her yerde olduğunu kabullenir ve onunla iletişim kurmak için, herhangi bir aracıya ve de mekana gerek olmadığını çok iyi bilirler. Bu bakış açısını değerlendirecek olursak, gökyüzü aslında her yerdir. O yüzden her yerde tanrıya ulaşmanız ve ona sesinizi duyurmanız mümkündür.
*
Her şeyden önce Türklerin bir peygamberi ve kutsal kitabı olmamasına rağmen, Türk destanlarında, masallarında ve Anadolu’da yaşamakta olan bazı grupların (Yörükler, Türkmenler, Aleviler, Mevleviler vs) gelenek ve göreneklerinde Türk töresine özgü inançların izlerine, hala rastlamak mümkündür.
*
Ayrıca, farkında olsak da, olmasak da kültürümüzün, yaşayışımızın, gelenek ve göreneklerimizin temelinde Şamanizm ve Tengrizm kökenli davranışlar vardır.Bu davranışlar İslamiyete mal edilmiş gibi görünse de,kökenine indiğimiz vakit, karşımıza ŞAMANİZİM çıkmaktadır. Örnek vermek gerekirse,.Kurşun dökmek,,kırmızı kurdele bağlamak,mezar taşları,dilek tutmak,nazar inancımız,köpek ulumasının uğursuz sayılması,su içerken kafanın elle tutulması,türbelere, ağaçlara,çalılara,bez ve çaput bağlamak,su dökerek uğurlama yapmak gibi daha bir çok davranış, ŞAMANLARA aittir.
*
Doğa, kırlar, dağlar, göller, ırmaklar, hayvanlar, insanlar ve onların ruhları hepsi birliktedir, birlikte yaşarlar. Acun (dünya) ve insan uyum içindedir. Şaman, kam (druide) toplumun ruhsal önderidir. Her şey, her zerre canlıdır, hayat doludur. İnsanlara can vermeden önce gökte kuşlar gibi yaşayan tin “soluk, nefes” anlamına da gelir. Ölüm soluğun kesilmesi, tinin tenden (bedenden) ayrılması olarak algılanır. İnsan tini genelde kuş simgesindedir. Hayvan ruhları da insan ruhları gibi ölümsüzdür.
*
Şimdi gelelim, TÜRKLER Neden bir türlü Müslüman olmak istemediler? İslamiyetin karşısında durup, yıllarca araplarla savaşarak mücadele ettiler?
*
Türklerin inanılmaz bir din anlayışı ve gelenek görenekleri vardır.Türk töresi yüksek erdem, dürüstlük, mertlik, onur, KADINA SAYGI ve SEVGİ, yaşlılara itibar ve hürmet ile hayvan ve doğa sevgisine dayanan bir yaşam birlikteliği olarak özetlenebilir. Kadın erkeğin yoldaşı, acundaşı, (dünyası) kutsal ailenin temel direğidir. Kadın ve erkek hep birlikte çoluk çocuk eğlenir, yemek yer, dans eder, saz çalar, şarkı söylerler. Türk kültüründe, EDEBİYAT, SANAT, FELSEFE,ÜRETİM, BİLİM ve İLERİCİ GÖRÜŞ büyük önem taşımaktadır. Bunların gelişmesi içinde, yıllarca emek harcayarak adım adım TÜRK IRKINI daha üst noktaya taşımışlardır.
*
ARAP kültürünün kendi kültürleriyle hiç bağdaşmaması ve değerlerinin bir anda yok olup gitmesine göz yummadıkları için, bu savaşlar ve katliamlar asırlar boyu devam etmiştir. Sonunda İslamiyeti istemeyerek de olsa kabul etmek zorunda kaldılar, çünkü Araplar binlerce türkü katlederek ölümüne sebep olmuştur.
*
Türkler Müslüman olmakla kendilerine yabancılaşmış, özgün Türk aile düzeni yıkılmış, kadını ikinci plana atan, feodal aşiret kurallarını (çok eşlilik, kölelik, ağır cezalar, cihat, vs ) dayatan gelenek, görenek ve törelerine tamamen aykırı bir dinin boyunduruğu altına girmişlerdir. Hacı Bektaş Veli, Pir Sultan Abdal, Ömer Hayyam, Yunus Emre, Mevlana gibi düşünür, bilge ve önderler bu dinsel boyunduruğa kısmen de olsa direnmeye çalışmışlar, daha insancıl, daha sevecen ve evrensel bir inanç arayışına girişmişlerdir...
*
Eğer Türkler,Orta Asya’dan eski komşuları Çinliler ve Japonlar gibi eski inançlarına bağlı kalmış olsalardı, kendi Göktürk alfabelerini kullanmaya devam edecek, Türkler de, Çinliler ve Japonlar gibi, bir DÜNYA DEVİ olmayı başaracaklardı.O zaman nasıl bir TÜRKİYE olacaktı ? İleri demokrasinin olduğu, ne açılım saçılım,ne İmam Hatip okulları, ne zorunlu din dersi, ne türban, ne çok kadınla evlenmek, ne çocuk evliliği, ne çocuk gelinler, ne huri ne gılman, ne harem ne selam, ne helal ne haram, ne kafir ne gavur, ne misvaklı diş macunu, ne haşema, ne kara çarşaf, ne saç, kıl, tüy, ne hoparlörlü cami, ne de ılımlı İslam gibi dine bağlı ya da dinsel kökenli sorunlar yaşanmayacaktı.
*
Sanırım hepimiz böyle bir Türkiye'nin özlemi içindeyiz.
*
ORHUN yazıtlarında, TÜRK'lerin bu düzene olan isyanları, şu şekilde dile getirilmiştir.
*
“Bizim onca çabayla kazanılmış, düzene konmuş, ülkemiz ve törelerimiz vardı. Ey Türk Oğuz beyleri, ey ULUS işitin! Yukarıda GÖK yıkılmadıkça, aşağıda YER yarılmadıkça, ey Türk ulusu, senin yurdunu, senin töreni kim bozabilir? Ey Türk ulusu girdiğin o yoldan vazgeç, geri dön, pişman ol! Başı bozukluğundan dolayı, ÖZGÜR ve BAĞIMSIZ yaşadığın yurduna, bilge kağanına ihanet ettin, kendini alçalttın ve değersizleştirdin. Bunu bil ve geri dön ! 




SEVTAP KÜRKÇÜOĞLU
*****
(5846 sayılı FSEK tarafından saklıdır)

Kaynaklar; Encyclopedia Americana, Wikipedia, Türkler Nasıl Müslüman Oldu? Tarihimizle Yüzleşmek: Ahmet Elden, Milliyet yayınları.

25 Kasım 2017 Cumartesi

  • KADIN ŞİDDETİNE SON !


  • Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü, 1999 yılında kadına yönelik şiddete karşı toplumda FARKINDALIK yaratmak amacıyla, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararı ile ilan edilen bir gündür....

    Özellikle ülkemizde son yıllarda artan KADIN ŞİDDETİNE DUR demek için, her koşulda tepkimizi gösterip,SESİMİZİ yükseltmeliyiz. Unutma ! Bir insan dünyayı değiştirebilir ....!

    SEVTAP KÜRKÇÜOĞLU
    *****

9 Kasım 2017 Perşembe

KASIM SENİNLE GÜZEL ...







Ben her kasım AŞIK olurum,
Sarı saçlı, mavi gözlü bir EFENDİYE ...
Her sene aynı gün ve saatte buluşuruz onunla,
KASIMIN 10 u ve SAAT 9 u 5 GEÇE ...
Sevgisi MIH gibi işlemiş bir kere yüreğime,
Ne zaman baksam güçlü suretine,
Kaybolur giderim, deniz mavisi gözlerin de ...



SEVTAP KÜRKÇÜOĞLU
*****

(5846 sayılı FSEK tarafından saklıdır)

12 Ağustos 2017 Cumartesi

TÜRK İNSANI,NEDEN GERGİN VE SİNİRLİ ?




Bize neler oluyor ? Sokakta, sinemada, lokantada, trafikte, uçakta ve daha bir çok yerde, patırtının olmadığı bir gün geçmiyor.Türk insanı en ufak meseleler yüzünden, kavga çıkartıp birbirini öldürüyor. Peki neden? Türk insanını bu kadar sinirli ve saldırgan hale getiren,acaba hangi sebepler olabilir ?


EĞİTİM ŞART !


KİTAP okuma oranının az olması,eğitimsizlik, kendini ifade etmede sıkıntı yaşamak, kelime haznesinin darlığı, EMPATİ yoksunluğu gibi hususlar,Türk insanının sinirli olmasındaki faktörlerden biri. Bir tartışmada eğer kendinizi yeterince ifade edemiyor, karşıdakini yeterince dinlemiyorsanız bir süre sonra yumrukların konuşması kaçınılmaz oluyor. Türk insanı kendini kelimelerle ifade etmeyi öğrenmediği müddetçe, gerginliğinin de geçmesi mümkün olmayacaktır.


GELİR DAĞILIMINDAKİ DENGESİZLİK


Gelir dağılımındaki adaletsizlik, Türk insanını gergin yapan, sinirlendiren konuların başında geliyor. İş yerindeki adaletsizlikler, adam kayırma, rüşvet, özlük haklarının verilmemesi gibi konuları sürekli kafasına takan, bu haklarının savunulmadığını gören Türk insanı, doğal olarak geriliyor. Kafasında sürekli bu yıl ne ZAM alacağım, faturaları nasıl ödeyeceğim, aynı işi yapıyoruz İsmet niye benim iki katım maaş alıyor, Ali resmen torpille girdi işe gibi, aklında 40 tane soru olan Türk insanı, enerjisinin büyük bir kısmını bu kısır döngü içerisinde tüketiyor. Adaletli bir gelir dağılımını yakalayamadıkça, bu sinirin geçmesi de zor görünüyor.


DİNLEMEMEK


Ne bir insanı DİNLEMEYE tahammülümüz var, ne de anlamaya. Birisi konuşurken hemen lafını kesiyoruz. Anlatmak istediğini ağzına tıkayıp, onu saygısızca susturuyoruz. Konuşamayan ve derdini anlatamayan Türk insanı, doğal olarak geriliyor ve tepki göstermeye başlıyor. Bir konuyu karşı tarafa izah edemediğiniz zaman, kendinizi nasıl hissediyorsunuz bir düşünün ...


KIYASLANMA


Aile içinde, iş yerinde, çevrenizde, başka insanların hayatları ve kişilikleri ile ilgili, sürekli bir KIYASLANMA ve YARIŞ içinde buluyorsunuz kendinizi. ''Fatma'nın oğlu şu okulu bitirdi, sen hala bitiremedin''. '' Necdet şu arabayı aldı, biz bu külüstürle dolaşmaya devam ediyoruz'' gibi, bitmek bilmeyen kıyaslamalar insanları çileden çıkartıyor.


ŞEHİR İÇİ ARAÇLAR


İşe gidiş gelişlerde, hafta sonu tatillerinde vaktinin yarısından çoğunu yolda geçiren ve bu yolculuklarda, "HUZUR" bulamayan Türk insanı çıldırmasın da kim çıldırsın ? Trafiğin kitlendiği ve kazaların peş peşe gerçekleştiği, büyük şehirlerdeki gerginliğin önemli sebeplerinden birisi, çoğunlukla vatandaşın kullanmak zorunda olduğu toplu taşım araçlarından kaynaklanıyor. Kural tanımayan kabadayı şoförler. Magandalık yapan sürücüler. Sinirli ve saygısız yolcular...


GELECEK KAYGISI


Hiç bir şeyin garantisi olmayan ülkemizde, her gün uyandığınızda farklı bir OLAY veya kararla karşılaşıyorsunuz. Mesela sebepsiz yere işinize son veriliyor ve kendinizi kapının önünde buluyorsunuz. Arabanıza birisi çarpıyor ve kaçıyor. Yolda yürürken kafanıza tabela düşebiliyor veya belediye çukuruna uçabiliyorsunuz. Bütün bunlar başınıza gelirken, hakkınızı aramak adına müracad edeceğiniz bütün merciler felç olmuş durumda.O yüzden hiç bir şey yapamıyorsunuz.Yani gelecek şöyle dursun, yarının ne olacağı meçhul bir ülke de yaşamak, Türk insanını KAYGI ve MUTSUZLUĞA sürüklüyor .


DÜŞÜK MAAŞLAR


İstediği gibi yaşayamama, yoksulluk sınırı ile açlık sınırı arasında gidip gelen hayatlar Türk insanını gerdikçe geriyor. Bazı kurumlarda ki dudak uçuklatan maaşların yanında, ay sonunu görme, iki yakasını bir araya getirme, kredi kartının sürekli asgari tutarını ödeyebilme, taksitlere boğulma gibi sorunlarla mücadele eden bir insandan pozitif olmasını beklemek hata olur. İşe göre düşük ücret, taşeronluk, işsizlik, gibi birçok maddi sebep, Türk insanını haliyle sinirli bir yapıya sokuyor.


CİNSEL HAYAT


Dünya sağlık örgütünün yaptığı bir araştırma, ülkemizin bu konuda da sınıfta kaldığını gösteriyor. Cinselliğe bu kadar çok kafa yorup da, bu kadar az cinsel hayatı olan başka bir ülke, henüz tespit edilememiş. Her fırsatta "Seksi düşünüp,Seks konuşan'' Türk insanı, haliyle düşüncelerini eyleme dökemediği için, patlamaya hazır bir bomba misali etrafa saldırmaya başlıyor.


ATAERKİL SİSTEM


ERKEK ve KADIN arasındaki keskin ayrım, erkekliğin bu kadar öne çıkarılması, kadının ikinci plana itilmesi, haliyle olayları ŞİDDET boyutuna taşıyor. Kadın eli değmiş bir toplumun bu kadar sinirli olması, mümkün değildir. Ama Türkiye'de kadınlar elinin hamuruyla erkek işine karıştırılmadığı için, kan gövdeyi götürmektedir.Mini etek giyen bir kadına, başka bir kadının saldırdığını gördünüz mü hiç ? Yada trafikte yol vermedi diye silahını çekip başka birisini öldüren kadınları...İşte bu yüzündendir ki, insanlar patır patır ölmektedir.


SİYASET VE POLİTİKA


İzlenen siyaset, üretilen yanlış politikalar,Türk insanının yay gibi gerilmesine sebep oluyor. Üstüne üstlük, herkes her şeyi doğru bildiğini iddia ederek,yanlış bilenler ile doğru bilenler arasında kavga hiç eksik olmuyor. Bir de buna bilinçli politik kutuplaştırma eklenince, herkes birbirini boğazlayacak noktaya geliyor. Politikanın bu kadar DİN üzerinde, MEZHEP üzerinde, SOY sop üzerinde yürütülmesi, mozaik olduğu iddia edilen ülkemizde, SİNİR katsayısının artmasına sebep oluyor.


RUHSAL BOZUKLUKLAR


Psikolojik rahatsızlıkların tamamının "DELİLİK" olarak görüldüğü, psikiyatra gitmekle, deli olmanın eş tutulduğu Türkiye'de, sinirli olduğu için birinin doktora görünmesi büyük cesaret işi. Hal böyle olunca ufak müdahalelerle çözülebilecek sorunlar çığ gibi büyüyor ve içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Sinirlilik bir rahatsızlık olarak görülmüyor. Oysa ki sebepten sonuca varıncaya kadar, 'SİNİRLİLİK'' başlı başına ele alınması gereken, PSİKOLOJİK bir rahatsızlıktır.


ACELECİ VE SABIRSIZ OLMAK


Marketin veya bir mağazanın kasa kuyruğunda beklerken, vapur iskeleye yanaşırken, otobüse inip binerken, daha bir çok yerde insanların ne kadar SABIRSIZ davrandıklarını görürsünüz. Türk insanı yavaş yaşamasını bilmiyor, her zaman bir acelesi var, bu acelenin önüne bir engel çıktığında da haliyle sinirleniyor. Onun için önümüzde yavaş yürüyen amcalara, merdivende duran insanlara, trafik sıkışıklığına deli oluyoruz, sinirleniyoruz. Sabırlı olmayı bilmek bir ERDEMDİR, ne yazık ki bizler ona henüz erişemedik.


SEVGİ VE ÖZ GÜVEN EKSİKLİĞİ


Çocukluğundan itibaren, baskılarla ve kalıplarla büyüyen Türk insanı, ne özgürlüğünü doyasıya yaşayabiliyor, ne de SEVGİNİN kutsallığını anlayabiliyor. ''El alem ne der ? '' ''Konu komşu ne söyler ?'' diyerek yıllar geçiyor ve ortaya SEVGİ açlığı çeken, ÖZ GÜVENİ EKSİK sinirli bireyler çıkıyor.


BULAŞICI GERGİNLİK


Nasıl ki mutluluk hali bulaşıcı ise, Türkiye'de ki SİNİRLİLİK hali de, bir VİRÜS gibi diğer insanlara hızlı bir şekilde yayılıyor. Buna bağlı olarak mutsuz ve gergin olan Türk insanı, bu döngü içinde ülkeyle birlikte batağa saplanıyor...


Bu kötü tablodan kurtulabilir miyiz,tabi ki kurtuluruz. İşe önce kendinizi EĞİTMEKLE başlayabilirsiniz. KİTAP okuyarak, UFKUNUZU açarak, FARKINDALIĞINIZI artırarak, EMPATİ olgunuzu yükselterek ve zamanla DEĞİŞİP, olumlu yönde DÖNÜŞEREK bu engelleri aşabiliriz...




SEVTAP KÜRKÇÜOĞLU
*****
(5846 sayılı FSEK tarafından saklıdır)