26 Ekim 2025 Pazar

 KALPTEN KALBE UZANAN KÖPRÜ...



Aynı gökyüzüne bakan iki çift gözün, farklı yönlerden gelen ama aynı ışıkta birleşen bakışı gibidir kardeş olmak...

Kan bağıyla değil, kalp bağıyla bağlısınızdır.
Birlikte büyümek değildir sadece; birlikte düşmek, birlikte kalkmak, birlikte susmaktır bazen.

Kardeşlik, birinin acısını kendi teninde hissetmektir.
Onun gülüşüyle aydınlanmak, onun suskunluğunda yankılanmaktır. Azına çok olan, yokuna var olandır...

Bir kelimeye gerek kalmadan anlaşmak, bir bakışla sarılmaktır.
Kardeşlik, aynaya bakmak gibidir.
Kendini onda görürsün, onunla yüzleşirsin.
Kimi zaman çatışırsın, kimi zaman sarılırsın.

Ama bilirsin ki, O senin yarının, geçmişin, şimdiye tutunan elindir.
Kardeşlik, birlikte taşınan bir yük, birlikte söylenen bir şarkıdır.
Birlikte ağlamak, birlikte direnmektir...

Ve bazen, birlikte susup sadece var olmaktır.
Çünkü kardeşlik, bir lütuf değil, bir sorumluluktur.
Birbirini korumak, kollamak, büyütmek…
Ve en önemlisi: birbirini özgür bırakmaktır....

Bu konuda kendimi çok şanslı hissediyorum. Çünkü sadece kan bağıyla değil, can bağıyla bağlı olduğum kardeşlere sahibim...❤️💋

Sevtap Kürkçüoğlu
***

14 Ekim 2025 Salı

 DUYGUSAL YOKSUNLUK...

www.gazetekalem.com.tr dikenlikalem.blogspot.com/
https://instagram.com/sevtapkurkcuoglu https://www.facebook.com/sevtap.kurkcuoglu



Bir sabah uyanırsın. Perdeler aralanmış, güneş odana sızmış, mis gibi kahve kokusu her yere yayılmış. Telefonun ekranı ışıldar; bildirimler, mesajlar, e-postalar… Her şey yerli yerindedir. Ama bir şey eksiktir. Adını koyamadığın, tarif edemediğin bir boşluk. İşte o boşluk, modern insanın en büyük yalnızlığıdır: Duygusal Yoksunluk...

Teknolojiyle bağlıyız, ama insanla kopuğuz. Her gün onlarca kişiyle iletişim kuruyoruz ama bir kişiyle bile gerçekten konuşmuyoruz.

“Nasılsın?” sorusu, artık bir nezaket cümlesi değil; otomatik bir refleks olmuş. Cevaplar da öyle: “İyiyim.” Gerçekten iyi miyiz acaba ?

Duygusal açlık, görünmeyen bir salgın gibi yayılıyor. Karnın acıktığında fark edersin. Ama sevgiye, ilgiye, anlayışa aç kaldığında bunu çoğu zaman bastırırsın. Sonra ne olur? İnsanlar ilişkilerde doyumsuz hale gelir. Anlam arayışı, yerini tüketim çılgınlığına bırakır. Ruhsal hastalıklar artar: Sonra gelsin depresyon, gelsin tükenmişlik sendromu…

Aynaya baktığında ne görüyorsun? Başarılı bir iş insanı mı? İlgili bir ebeveyn mi ? Sosyal medyada beğeni toplayan bir profil mi? Peki ya o rollerin ardında ne var? Bastırılmış duygular, görülme arzusu, anlaşılma ihtiyacı… Gerçek benliğe ulaşma çabası...

Belki de çözüm, daha fazla konuşmakta değil; daha fazla dinlemekte. Kendimizi, başkalarını, doğayı… Sessizliği dinlemek, içimizdeki gerçek sesi duymamızı sağlar. Bir gün boyunca sadece gözlem yap. Birine gerçekten “Nasılsın?” de ve cevabını dinle. Ama kendine sarılmayı unutma !

Modern çağın en büyük devrimi, belki de duygulara geri dönüş olacak. Çünkü insan, sadece düşünen değil; hisseden bir varlıktır. Ve hissetmek, yaşamanın en derin halidir...

Sevtap Kürkçüoğlu***

#İçimizdekiSessizlik
#DuygusalYoksunluk
#ModernYalnızlık
#RuhsalBoşluk
#KalptenKalbe
#SessizÇığlık
#BağlantıAmaYalnızlık
#DuygularaDönüş
#İnsanOlmak
#HissetmekYaşamaktır 

5 Eylül 2025 Cuma

 UNUTULAN HAYALLER...

www.gazetekalem.com.tr dikenlikalem.blogspot.com/
https://instagram.com/sevtapkurkcuoglu https://www.facebook.com/sevtap.kurkcuoglu


Bir zamanlar herkesin bir hayali vardı…
Kimimiz ressam olmak isterdik, kimimiz şarkıcı, kimimizse bilim adamı. Küçükken kurduğumuz o saf, parlak hayaller vardı ya…
🩸
Peki, ne oldu onlara?
Zaman mı aldı götürdü, yoksa biz mi bıraktık peşini? Hayat, bazen bir tren gibi hızla geçip gider. Duraklarda inmek isteriz ama çoğu zaman sadece camdan dışarı bakmakla yetiniriz.
🩸
Sorumluluklar, alışkanlıklar, “Olması gerekenler” derken hayaller sessizce bir köşeye çekilir. Ama tuhaf olan şu ki, onlar hiçbir zaman tamamen kaybolmaz. Bir şarkıda, bir kokuda, bir sokakta karşımıza çıkarlar. Kalbimizde bir kıpırtı yaratır, “Ben buradayım” derler.
🩸
Unutulan hayaller aslında unutulmak istemez.
Onlar, içimizdeki en gerçek parçadır. Belki bir gün cesaret buluruz, belki bir sabah “Bugün” deriz. Çünkü hayaller yaşımızı bilmez; onlar sadece kalbin ritmini dinler.
🩸
Şimdi dur ve düşün:
Hangi hayalini unuttun?
Hangi rüyayı erteledin?
Neleri “sonra yaparım” diye geçiştirdin?
🩸
Belki de o hayali yeniden hatırlamanın, şimdi tam zamanı ! Çünkü zaman geçer, ama hayaller hep gerçekleşmek üzere bekler...
🩸
Sevtap Kürkçüoğlu
***
#UnutulanHayaller #HayalEt #KalbinSesi #SevtapKürkçüoğlu 

17 Temmuz 2025 Perşembe

 ACELEN NE ?

www.gazetekalem.com.tr dikenlikalem.blogspot.com/
https://instagram.com/sevtapkurkcuoglu https://www.facebook.com/sevtap.kurkcuoglu




Bir şeyi hızlı yaşamakla, sindire sindire yaşamak arasında çok büyük bir fark var ! Neden mi bunu söylüyorum ? Çünkü son zamanlarda, çevremde ve birçok insanda gözlemlediğim, telaş ve panik hali var ! İnsanlar her yerde ve her konuda acele etmeye, neredeyse koşmaya başladılar.

Arkadaş gruplarına baktığımız zaman, sanki hız düğmesine basılmış gibi çabuk konuşmalar, söz kesmeler, dinlemeden konudan konuya geçmeler, hızla yemek yemeler, sürekli telefonla meşgul olmak gibi, daha birçok özensiz davranışlara şahit oluyoruz.

Bence biraz yavaşlamakta fayda var. Buna yeni terimle (Slow Motion) yani Ağır Çekim deniyor. Mesela, grup içinde en önde siz mi yürüyorsunuz ? Sofrada yemeği en önce siz mi bitiriyorsunuz ? Çoğu zaman karşınızdakinin sözünü hep siz mi kesiyorsunuz ? Bunu her fark ettiğinizde yavaşlayın. Grubun ortak hızına uymak çok zor değildir. Bunu sürekli yaptığınızda, yavaşlık sizin için bir alışkanlık haline dönüşür.

Unutmayalım ki tek rakibimiz biziz ! Çağımız herkesi büyük bir yarış içindeymiş gibi hissettiriyor. Yani sürekli birilerini geçmemiz gerekiyormuş gibi. Sonra “ya geçemezsem?” korkusu, sonra “eyvah geçildim” ya da “eyvah geç kaldım” yakınmaları. Oysa hiç kimse yapabileceğinden daha fazlasını yapamaz. Üzerimize düşen görev, kapasitemizin tamamını kullanabilmemiz için, daha çok çalışarak ustalaşmaktır. Bunun bir an önce olması da şart değildir ! Yalnızca dünkü kendimizi yenmek adına gelişme göstermemiz yeterli olacaktır. Ancak biz geliştikçe ve becerilerimizi artırdıkça girdiğimiz yarışta başarı şansını yakalayabiliriz.

Hızlı olmak, daha çok sayıda iş yapmak, ya da daha uzun bir yolu kısa sürede almaktır. Kişi çalışarak, tecrübe edinerek ve güçlenerek hızlı olur. Oysa acelecilik, yapılacakları “bir an önce“ yapma isteğidir. Bu bir zorlamadır. Yanlış yapma ve tökezleme ihtimali kaçınılmazdır.

Öğrenmek yavaşlık ister. Yeni karşılaştığınız, yeni öğrendiğiniz bilgi ya da eylemlerde başarılı olmak için acele etmemek gerekir. Ustalık, ancak yavaş öğrenmekle kazanılan bir beceridir. Hayatınızın her noktasını içinize sindirerek yaşamak istiyorsanız, o zaman TELAŞI bırakın...

Sevtap Kürkçüoğlu
***