20 Temmuz 2017 Perşembe

GELECEĞİMİZİ ÇALAN GEÇMİŞİMİZ ...!







Doğduğumuz günden bu güne dek, sayısız deneyimler yaşadık ve yaşamaya da devam edeceğiz. Geçmiş deki bazı olaylar fena halde sarstı bizi, bazıları ise mutluluktan uçurdu. Fakat ne yazık ki bizler, inatla geçmişte yaşadığımız kötü olaylara takılı kalıp, önümüzde ki güzellikleri göremez hale gedik .Adım atmak istiyoruz, fakat geçmişimiz boynumuza bir kement takıp, bizi her daim geriye çekiyor.


 “Geçmişte yaşadığım olayları unutamıyorum .En mutlu olduğum zamanlarda aklıma geçmişim geliyor ve keyfim kaçıyor, olanları affedemiyorum”


Bu cümleyi, bazı insanların çok sık telaffuz ettiğini görüyoruz.Geçmişe takılı kalmak, RUH halimizde ve hayatımızda, bakın nasıl olumsuz etkiler yaratıyor.


Her şeyden önce, TAKINTILI bir insan haline dönüşüyorsunuz. Uykusuz geceler artmaya başlıyor. Odaklanma sorunu yaşıyorsunuz. ''AN''ların tadını çıkaramaz hale geliyorsunuz.Günlük işlevselliğiniz bozuluyor. Enerjiniz düşmeye başlıyor. Kendinizi Yorgun ve bitkin hissediyorsunuz. Hiç olmadık bir anda, kendinizi ağlarken buluyorsunuz. Hak etmeyen kişilere, kızmaya ve bağırmaya başlıyorsunuz. Yaşadığınız kötü olayları sürekli hatırlamak, sizi öfkeli, kinci, suçlu, pişman ve üzüntülü olmak gibi, pek çok olumsuz duygu batağına sürüklemeye başlıyor. Yani duygu durumunuz sekteye uğruyor.


Bunlar yetmiyormuş gibi, yeni tanıdığınız insanları da, geçmiş de yaşadığınız kötü olaylar ve kişilerle kıyaslamaya başlıyorsunuz. Yani onları KURBAN olarak görüyorsunuz !!! Oysaki o insanların, sizin geçmişinizle ilgili hiç bir bağlantısı yok. Bu durumda onları yargılamaya veya suçlamaya da hakkınız yok .


Öncesinde ne yaşarsak yaşayalım, elbette her şeyi hemen silmek ve unutmak kolay değildir. Ama şunu kabul etmek gerekir ki, hayatımızın her anında karşılaşacağımız, iyi veya kötü sürprizler mutlaka olacaktır. Bence burada önemli olan, olayları nasıl algıladığımızdır.


Geçmişe dönüp, olaylara müdahale etmek mümkün olmadığı için, yaşananları o zamanın şartları, yani yaşımız, tecrübesizliğimiz,bakış açımız ve imkanlarımız doğrultusunda göz önünde bulundurarak, değerlendirmemiz ve olanları kabul etmemiz gerekiyor. Bu kabul ediş, onaylamak anlamında değil elbet. Hatalarımızı görüp düzeltmek, daha olgunlaştığımızı kabul etmek, aldığımız kararların sorumluluğunu taşımak ve hayatla barışmak anlamında. Ayrıca olabilecek olaylara karşı, daha GÜÇLÜ durabilmek adına ...


Her şeyi kontrol etmemiz mümkün değil. O zaman kontrol edemediğimiz şeyler için dövünmek ve üzülmek niye ?


Geçmişten günümüze, yapılan tüm icatlara bakacak olursak, ilk yapılanların ne kadar eksik ve kullanışsız olduğunu görürüz. Fakat sonrasında, tecrübe ve birikimlere dayanarak, ürünlerin geliştirildiğine ve daha da sağlamlaştırıldığına tanık oluyoruz.


İşte bizler de, yaşadıklarımız ve tecrübelerimiz doğrultusunda GÜÇLENEREK,GELİŞEREK yolumuza devam ediyoruz. Her ne sebeple olursa olsun, başımızı geriye çevirdiğimiz an, ya ayağımız bir taşa takılıp tökezliyoruz, ya da boynumuz tutuluyor, önümüzü göremiyoruz ...


Yazımı, değerli üstad CEMAL SÜREYA'nın, güzel ve anlamlı bir sözüyle bitirmek istiyorum. ''UĞRAŞAMAM, NE DÜNÜMLE NE DE DÜNÜMDEKİLERLE ! BEN YARINA BAKARIM ,BENİMLE OLAN VE YANIMDAKİLERLE''




SEVTAP KÜRKÇÜOĞLU
*****
(5846 sayılı FSEK tarafından saklıdır)

24 Haziran 2017 Cumartesi


''ADALETİN'' yerini bulduğu,' 'SEVGİNİN'' hüküm sürdüğü,''MUTLULUĞUN'' daim olduğu, ''UMUTLARIN'' çoğalarak yeşerdiği ve ''BAYRAMLARIN'' bayram gibi kutlandığı, daha nice ''AYDINLIK'' yarınlara kavuşmak dileği ile ...Herkese ''ŞEKER'' tadında günler diliyorum ...









SEVTAP KÜRKÇÜOĞLU
*****
(Her Hakkı Saklıdır)

3 Haziran 2017 Cumartesi

“YAĞMURU'' sevdiğini söylüyorsun, ama yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun ...! ''GÜNEŞİ'' sevdiğini söylüyorsun, ama güneş açınca gölgeye kaçıyorsun ...! ''RÜZGARI'' sevdiğini söylüyorsun, rüzgar çıkınca pencereni örtüyorsun ...! İşte bundan korkuyorum sevgilim, çünkü beni de ''SEVDİĞİNİ'' söylüyorsun ...!








WİLLİAM SHAKESPEARE
*****

29 Mayıs 2017 Pazartesi

BİR ''SICAK'', BİR ''SOĞUK'',BİR ''UZAK'',BİR ''YAKIN'' ...!








İnsan ilişkileri söz konusu olunca, çoğu insanın muzdarip olduğu, bir SORUN olarak karşımıza çıkıyor, bir SICAK bir SOĞUK, bir YAKIN bir UZAK davranışlar ...


Eminim ki hepimiz, bu tür davranışlarla, sıkça karşılaşıyoruz dur. Fakat sebeplerini bir türlü çözemiyoruz. Ne olduğunu bilemediğimiz bir davranışa mağruz kalmak, oldukça can sıkıcı bir durum. Bazen bir dostunuz, bazen sevgiliniz, hatta hayatı paylaştığınız eşinizden görürsünüz bu tür davranışları.Kendinizi onun yerine koymaya çalışırsınız, ama ne kadar uğraşsanız da anlayamazsınız.


Neden hiç bir şey söylenmez de, TAVIR alınır ? Neden KONUŞMAK varken susulur ? Niçin düşünceler ortaya konmaz da, soru işaretleriyle her şey çıkmaza sokulur ? 



Tavır almak, aslında kişinin kendi RUH HALİNİ de BOZUYOR ! 



Bazen günlerce aranmaz sevilenler, Bazen konuşulmaz sebepsiz yere, bazen surat asılır, yani bir çeşit boykot vardır. Ama işin garip tarafı da, karşıdaki insan bunun sebebini bilmez. Çünkü bilinmeyen bir sessizlik hüküm sürmektedir.Sorulduğunda ise, "yoo yok bir şey" denir, bir de eklenir "niye ki ?". Öteki bu davranış karşısında, tamda bu noktada bir kırılma yaşar.



Olumsuz duyguları içinde barındıranlar, her zaman karşı taraf için olumsuz düşünmeseler de, fakat huy edinmişlerdir çoğu durumu, bir türlü kurtulamazlar. Kendilerini de herkesten daha çok yıpratırlar. Tüm olumsuz duygularımızı içimizde beslemek aslında bizim kafamızı sürekli meşgul eden bir durumdur. Bu yüzden de herkesten çok, biz zarar görürüz. 



Asılan suratlar, sebepsiz uzaklaşmalar, kırılan kalpler, bütüne bakıldığında gereksiz STRES unsurlarıdır. Hayatı kolaylaştırmak ya da zorlaştırmak bizim elimizde. Bu olumsuzlukları yenebilmek de, sanırım paylaşıp KONUŞMAKLA başlıyor. 



 İnsanların duygusal dünyasında, ruh halinde değişiklikler, inişler-çıkışlar olması son derece normaldir. Öfke, sevinç, üzüntü, coşku, keder, huzursuzluk ve endişe gibi duygular yaşanabilir. Ancak tuhaf olan şu ki; hiç bir şey söylenmeden ve karşı tarafa bir açıklama yapma gereği duymaksızın, umursamaz bir tavır içinde olup, SESSİZ kalınmaya devam edildiğidir. Bu durum her iki taraf içinde, kafa karışıklığına sebep olduğu gibi, aynı zamanda insanı üzen bir duygu durumudur.



KONUŞMAK gerektiği yerde susuyorsak eğer, işte esas sıkıntı orada başlıyor demektir.'' İnsanlar konuşa konuşa anlaşır'' sözü, boşuna söylenmemiş olsa gerek ...:)))




SEVTAP KÜRKÇÜOĞLU
*****
(5846 sayılı FSEK tarafından saklıdır)

21 Mayıs 2017 Pazar

MESAJINIZ VAR ...!






HAYAT akması gerektiği gibi akıyor. Rüzgar sert esmesi gerekiyorsa eğer, her şeyi birbirine katarak esiyor. Yağmurun yağmasını kim durdurabilir ? Hangi güç GÜNEŞİN doğmasına engel olabilir ? Biten bir hayata veya doğan bir bebeğe kim müdahale edebilir ki ? HİÇ KİMSE ...!


Yaşantımız boyunca, bize gönderilen bir sürü MESAJLAR var, görmeyi bilirsek eğer. İşte bu yüzdendir ki, hayatımızda ki hiç bir karşılaşma da tesadüf değildir. Hiçbir HİS, DÜŞÜNCE, BAKIŞ, SEZGİ de öyle. Hatta bunların tersi de tesadüf değildir .


Önümüze çıkan mendil satan çocuk, her sabah yürüdüğümüz yol, alışveriş yaptığımız kasap, kahve içtiğimiz ofis, su içtiğimiz büfe, durduğumuz kaldırım ve orada yanlarından birer yabancı olarak geçip gittiğimiz insanlar. Tesadüf gibi görünen karşılaşmalar, adres sorduğumuz herhangi biri, hafifçe çarptığımız insan. Bize gülümseyen küçük kız, önümüzden aniden uçuveren kuş…


Gün boyu yaşadığımız en basit olay bile, herhangi bir zihinsel, fiziksel, ruhsal ya da duygusal bir olayın tetikleyicisi olabiliyor. Küçük ya da büyük…


Bazen hiç hesapta olmayan durumların içinde buluyoruz kendimizi. Hayal bile etmediğimiz olayları yaşıyoruz. Mesela Yakın birisinin çirkin tavırlarını görüyoruz. Veya hiç tanımadığımız bir yabancının bize uzanan dost elini. Bir çığlığı, bir satıcının bağırışı, bizi aniden kendimize getiriyor.


Zor anlarınızı düşünün. Her sıkıntının sonunda feraha çıkmadınız mı? Gözyaşı dökerken, bir dostunuz aniden çıka gelmedi mi ? İşsiz kaldığınızda, hiç olmadık bir yerden iş teklifi almadınız mı ? Zihnimizi zorlarsak eğer, parçaları birleştirmek hiç de zor değil.


Hem öğretmen hem de öğrenciyizdir aslında her ilişkinin içinde. Doğduğumuz aile, gittiğimiz okullar, sıra arkadaşımız, sevgilimiz, eşimiz, çocuğumuz vs. her ilişki, farklı bir yönümüzün aynasıdır. Ve bizler de onlar için birer aynayız.


Farkındalığımız yükseldikçe, durumları ve ilişkileri yaşarken, kendimizi ve yaşanılanları gözlemlemeye başlarız. Ve eğer yaşadıklarımıza farklı pencereden bakabilmeyi başarırsak, o ilişki ya da durumu, ne için yaşadığımızı kavrarız.


Düğmelerimize en fazla basan insanlar, en iyi öğretmenlerimizdir. O ilişkide kurban olmadığımızı anlar, ilişkinin bize neyi öğretmeye çalıştığını kavrarsak, dersimizi alır ve yolumuza devam ederiz. Eğer bunu yapamazsak, o ilişkide ya da durum içinde tutsak olur, ya daha ağır durumlar yaşar, ya da o dersi alıncaya, eksik yönümüzü tamamlayıncaya, kendimizi düzeltinceye kadar, aynı travma yaratan olayları tekrar tekrar yaşamaya devam ederiz.


Bazen, bazı insanların hayatına, yalnızca itici bir güç olarak gireriz. Onların hayatlarında değiştirmesi gereken durumun düğmesine basar ve sessizce çekiliriz. Ve yüksek FARKINDALIK içinde kalırsak, yaşanılan durumdan etkilenmeden, arkamıza bakmadan, önümüzdeki hedeflere odaklanırız.


Her karşılaşma KUTSALDIR. Karşımızdaki insanın tanrısallığını kabul edip o şekilde yaklaşırsak, emin olun ki bir çok şeyi daha net görebiliriz.


Örneğin bir insan sürekli DEDİKODU yapıyor. Etrafında ki insanlara İFTİRA atarak karalamaya çalışıyor. Fakat yakın arkadaşları bu durumu bir türlü göremiyor. Tam bu noktada, bir olay meydana geliyor. Hiç üstünde durulmayacak basit bir konu yüzünden, dedikoducu olan kişi saldırgan tavrıyla, yakın bir arkadaşına anlamsızca bağırmaya başlıyor. Bu durum karşısında bağırdığı kişi ve diğer arkadaşları, şaşkınlık içinde kalıyor. Derken bu küçük olay sayesinde, o kişinin attığı iftiralar ve çirkin söylemleri ortaya çıkıyor. Olay bir anda faciaya dönüşüyor. Olayın bu şekilde gelişmesi, diğer arkadaşlarının da gözünü açıyor ve bu kişiden uzaklaşma kararı alıyorlar. Çünkü bu durum sayesinde, o kişinin gerçek ve ÇİRKİN yüzünü görüyorlar.


Bu durumdan o kişinin alması gereken mesaj ise, insanlar hakkında kötü konuşmak ve İFTİRA atmak, söyleyen kişiyi olumsuz etkilediği için, saldırganlaşmasına ve içindeki öfkeyi yerli yersiz kusmasına sebep olmaktadır. Bu durumun gerçekleşmesi, kendisine öğretmen olmuştur. Eğer payına düşeni alabilirse ! Ama alamadığı takdirde, aynı döngüyü tekrar tekrar yaşayacaktır ...


Yaşadığımız her durum, tanıştığımız her insan öğretmenimizdir. Ne kadar kısa sürede öğrenirsek öğrenmemiz gerekenleri, karmaşık olan durumu çözüp, iç huzura, mutluluğa, ideal ilişkimize ve ruhsal eşimize kavuşuruz.


Bazen hayatımıza giren öyle insanlar olur ki; onların belli amaca hizmet etmek, bize bir ders vermek, kim olduğumuzu ya da olmak istediğimizi bulmamıza yardım etmek için bizimle olduklarını yüreğimizin derinliklerinde hissederiz.


Bu insanların kim olacağını asla önceden kestiremezsiniz. Belki oda arkadaşınız, komşunuz, profesörünüz, uzun zamandır görmediğiniz bir arkadaşınız, sevgiliniz ya da belki de sadece göz göze geldiğiniz bir yabancı…


Her kim olursa olsun, o anda hayatınızın bir biçimde etkileneceğini bilirsiniz. Bazen de hayatınızda öyle olaylar yaşarsınız ki, o anda bu olaylar size korkunç, acı dolu, haksız gibi görünebilir.


Ancak fırtına dindikten sonra, bütün bu olayların üstesinden gelememiş olsaydınız, potansiyelinizin, gücünüzün, azminizin ve yürekliliğinizin asla farkına varamayacaktınız .


Her olayın bir gerçekleşme nedeni vardır. Hiçbir şey tesadüfen, kötü ya da iyi şans nedeniyle gerçekleşmez. Hastalık, yaralanma ve deneyimsizlikler, ruhumuzun sınırlarını test eden olaylardır.


İster olaylar, ister hastalıklar, ister ilişkiler olsun, bu küçük testler olmasaydı hayat hiçbir yere varmayan düz ve sıkıcı bir yol gibi uzayıp giderdi. Güvenli ve rahat, ancak boş ve amaçsız…


Yaşamınızı, başarılarınızı ve düşüşlerinizi etkileyen insanlar, kimliğinizi yaratan insanlardır. Kötü deneyimler bile birilerinden öğrenilebilir. Bu dersler en zor, ancak büyük bir ihtimalle en önemli olanlardır.


Eğer biri sizi kırar, ihanet eder ya da üzerse, size güveni ve kalbinizi açtığınız birine karşı dikkatli olmayı öğrettikleri içindir.


Eğer biri sizi seviyorsa, siz de bunun karşılığında onu KOŞULSUZ sevin. Sadece onlar sizi sevdiği için değil, size sevmeyi ve onlar olmadan göremeyeceğiniz ya da hissedemeyeceğiniz şeylere kalbinizi ve gözlerinizi açmanızı öğrettikleri içindir.


Hayatınızda ki tüm GÜZELLİKLERİN kalıcı olması dileğiyle, herkese MUTLU yarınlar diliyorum ...




SEVTAP KÜRKÇÜOĞLU
*****
(5846 sayılı FSEK tarafından saklıdır)