18 Kasım 2025 Salı

 BU BİR ÇIĞLIK...

"Bir kadının sesi kırıldığında", sadece bir birey değil, insanlığın sesi çatlar. Kadına yönelik şiddet, yalnızca fiziksel bir saldırı değil; bir toplumun vicdanına, hafızasına ve geleceğine indirilen sistematik bir darbedir.


Şiddet, Sessizlikle Büyür !
Kadına yönelik şiddet, çoğu zaman çığlıkla değil, bir bakışla, bir küçümsemeyle, bir “abartıyorsun”la başlar,
ve sonra çığ gibi katlanarak çoğalır...Evin içinde, sokakta, iş yerinde, dijitalde, dilde, yasada ve gelenekte…

Kadın, sadece bedeninde değil, kimliğinde, hayalinde, sesinde yaralanır. Şiddet gören kadın, sadece kendi acısını değil, annesinin suskunluğunu, kız kardeşinin korkusunu, toplumun inkârını da taşır. Bu yüzden her kadın, bir hafıza taşıyıcısıdır.
Ve bu hafıza, bastırıldıkça değil, anlatıldıkça iyileşir.

Şiddet bir kültürse, direniş de bir kültür olmalı !
Kadına yönelik şiddet, münferit değil sistematiktir.
Bu yüzden çözüm de bireysel değil, kültürel olmalıdır.
Eğitimde, sanatta, hukukta, dilde, ilişkide…
Her alanda bir vicdan devrimi gerekir.
Çünkü kadınlar korunmak değil, eşit yaşamak istiyor.
Çünkü kadınlar susmak değil, sesinin duyulmasını istiyor.

Bu bir hatırlatma.
Bu bir yüzleşme.
Bu bir çığlık.
Sesin kırıldığı yerdeyiz.
Orayı terk etmeyeceğiz.
Orada kalacağız.
Orada konuşacağız.
Orada iyileşeceğiz.
Çünkü orası, insanlığın yeniden başlayacağı yer...

Sevtap Kürkçüoğlu
***
www.gazetekalem.com.tr dikenlikalem.blogspot.com/
https://instagram.com/sevtapkurkcuoglu https://www.facebook.com/sevtap.kurkcuoglu

#YeterArtık
#ŞiddetDurmuyor
#KadınlarÖlüyor
#ÇığlığımızDuyulsun
#BugünDeBirKadın
#Haykırıyoruz
#GörDuyHareketeGeç
#ŞiddetBirKültürMüdür
#AdaletNerede
#FaillerSerbest
#CezaDeğilÖdül 

17 Kasım 2025 Pazartesi

DİRENİŞİN RİTMİ SANAT...


Sanat, insanın içindeki isyanı dış dünyaya tercüme etme biçimidir. Bir çığlık kadar keskin, bir fısıltı kadar derin olabilir. Bazen bir sahnede titreyen bir beden, bazen bir duvarda asılı bir renk, bazen de bir cümlede gizlenen bir sarsıntıdır.

Sanat, sadece güzellik üretmez, gerçeği çıplaklaştırır, acıyı görünür kılar, vicdanı uyandırır.
Bugün, toplumun duyarsızlaştığı, ekranların şiddeti normalleştirdiği, kelimelerin anlamını yitirdiği bir çağda yaşıyoruz. İşte tam da bu yüzden sanat, bir lüks değil; bir zorunluluk, bir vicdan görevi haline geldi. Çünkü sanat, unutulanı hatırlatır. Bastırılanı konuşturur.

Susturulana ses olur.
Sanat, baskıya karşı bir direniştir.
Sanat, şiddete karşı bir empati çağrısıdır.
Sanat, karanlığa karşı bir ışık oyunudur.

Bir sanatçı, sadece üretmez, dönüştürür. Kendi acısını, toplumun yarasını, dünyanın çığlığını alır ve onu bir ritüele, bir sahneye, bir metafora dönüştürür. Sanat, bu dönüşümde hem iyileştirici hem sarsıcıdır. Çünkü gerçek iyileşme, önce sarsılmakla başlar.

Sanatın gücü, estetikte değil; etikte, cesarette ve duyguda yatar. Sanat, bir aynadır ama aynı zamanda bir kırbaçtır.
Sanat, hem sarar hem sarsar. Sadece anlatmakla yetinmez, Uyandırır, Sorgulatır, Harekete geçirir !

Çünkü toplumun ruhu uykudaysa, SANAT onun alarmı olmalıdır...

Sevtap Kürkçüoğlu
***

5 Kasım 2025 Çarşamba

 KREDİLİ HAYATLAR !




Merhaba millet !

Gösteriş Cumhuriyeti’ne hoş geldiniz!
Burada mutluluk taksitle, özgürlük faizle !
Duygular mı? Onlar dekor.
Gerçeklik mi? O sadece arka fon.

Bakın, ben geçen ay baby shower yaptım.
Bebek henüz doğmadı ama influencer oldu!
Sponsorlu biberon, marka işbirlikli bez.
Altını değiştirirken bile “işbirliği” yapıyoruz.
Sonra nişan…
Düğün…
Tanışma partisi…
Sanki çift NASA’da görevli, tanışmaları ulusal mesele yani !

Damat mı?
Düğün günü tanışıyor borçla.
Gelinin elbisesi mi?
İçinde yürüyemiyor ama Instagram’da uçuyor !
Ve tabii ki balayımız…
Beş yıldızlı otel, yedi yıldızlı borç !
Romantik bir akşam yemeği…
Yanında kredi kartı ekstresiyle servis edilir.

Ama sonra ne oluyor biliyor musunuz?
Sabahları uyanıyoruz…
Ama hayallerimiz uyanmıyor.
Çalışıyoruz…
Ama özgür değiliz.
Gülüyoruz…
Ama içimizde bir sessizlik var.

Bu bir hayat değil.
Bu bir kampanya.
“Mutluluğunuzu şimdi satın alın, ömür boyu ödeyin!”
Yanında bir de “toplum onayı” hediyesi.
Ama ben…
Ben artık sahneden inmek istiyorum.
Kendi gerçek hikâyemi yazmak istiyorum.
Gösterişin değil, gerçeğin yankısını duymak istiyorum.

Çünkü ben...
Sahtelikten uzak, GERÇEK bir yaşam istiyorum...

Sevtap Kürkçüoğlu
***